Teknoloji
Moderator
İşte Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkan satır başları:Mondros’un ardından dalga dalga gelen işgaller, Sevr’de hukuki kılıfa büründürülmek istenen tasfiye tasavvuru ve Anadolu’nun dört bir yanında hissedilen kuşatma iklimi, hamiyetperver milletimizi yalnız mukavemete çağırmamış, aynı zamanda kendi kaderini kendi iradesiyle tayin edecek yeni bir meşruiyet zeminini inşa etmeye sevk etmiştir. 23 Nisan 1920’de tecessüm eden hakikat tam da bu tarihi eşikte aranmalıdır.
"TBMM EMPERYALİZMİN İSTİKAMETİNİ BOZDU"
Türk milleti istiklal mücadelesini yalnız cephedeki silah kudretiyle yürütmemiş, temsil fikriyle, hukuk şuuru ile ve meclis iradesi ile tahkim etmiştir. Bu bakımdan Birinci Meclis, savaş şartlarının zorunlu kıldığı geçici bir teşekkül olarak görülemez. O meclis, milletin kaderini başkalarının insafına terk etmeyen kurucu bir tarih aklının devlet iradesine dönüşmüş hâlidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı, emperyalizmin istikametini bozan, üzerinde güneş batmayan sözde imparatorluklara diz çöktüren, vesayet dayatmasına ve esaret zincirlerine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yol başlığında başkaldıran bir milletin kendi mukadderatına bizzat hâkim olduğu kutlu dönüm noktasıdır.
İlginizi Çekebilir
Yurdun dört bir yanı işgal edilmişken, karayolları ve demiryolları milletin tasarrufundan sökülüp alınmışken, kadınıyla, çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla Türk milleti bir başka devlete maiyet ve mahkûmiyet tehdidiyle çepeçevre sarılmışken, Ankara’da yanan meşale, karanlığı yaran millî uyanışın, esareti reddeden kararlılığın ve Anadolu’da hayat bulacak bir şahlanışın adı olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî iradenin ete kemiğe bürünüp hüviyet kazandığı, hüküm ve hâkimiyet tesis ettiği, hâkimiyet iradesinin milletin kendisine teslim edildiği, hürriyet sevdasının devlet nizamına tahvil edildiği tarihî yürüyüşün cümle kapısıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi meşruiyetini garbın başkentlerinden değil, Türk milletinin bağrından almıştır. Türk milleti ise egemenlik hakkını Malazgirt zaferinin açtığı Anadolu kapısından, Söğüt’te filizlenip cihanı saran o koca çınardan, İstanbul’un fethiyle katlanan şanından, Çanakkale’de yazılan destandan ve her karışı şehit kanıyla sulanan toprağından almaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, ateş çemberine alınmış bir vatanın, yoklukla imtihan edilen ocakların namusundan başka sermayesi kalmamış bir ulusun bağrından doğmuştur. Hacı Bayram Veli Camii’nde semalara yükselen duaların, Rahman’a açılan avuçların, besmeleyle atılan adımların, tekbirle yürüyen yolların ardından kapılarını açmıştır.
"GAZİ MECLİSİMİZ, İLELEBET PAYİDAR KALACAKTIR"
İşte o ruh bugün dimdik ayaktadır, işte o iman bugün de sarsılmazdır. Bu sebeple 23 Nisan’ı yalnız bir bayram günü olarak anmak, onun taşıdığı tarihi ve siyasi manayı daraltır. 23 Nisan, devlet fikrinin kriz karşısında dağılmadan düşünebilme kabiliyetidir. 23 Nisan, mağlubiyetin ağır gölgesi altında dahi hukuk üretebilme iradesidir. 23 Nisan, toplumsal acıyı kurucu bir siyasal akla dönüştürebilme kudretidir. İşte içinde bulunduğumuz 28. Yasama Dönemi’nde ülkümüze gönül vermiş 45 milletvekili dava arkadaşımla birlikte çatısı altında görev yapmaktan şeref duyduğumuz Gazi Meclisimiz, böylesi bir imanla yoğrulmuş, böylesi bir mücadeleyle kurulmuş, böylesi bir fedakârlıkla ayakta tutulmuş millî iradenin tecelligâhıdır. Gazi Meclisimiz, aziz milletimizin istiklal beratı, istikbal ruhsatı, istikrar sancağı, itibar menbağıdır ve ilelebet payidar kalacaktır.
Ulusal egemenlik ifadesi manasını Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, çocuk bayramı ifadesi ise manasını evlatlarımızın neşesinde bulmaktadır. 23 Nisan’ın gelecek nesillerimize armağan edilmiş olması ne talihî bir tercih, ne tesadüfî bir irade, ne de temelsiz bir tasarruftur. 23 Nisan’ın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanması, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk nesillerine verdiği önemin en açık tezahürlerinden biridir. Çünkü devlet yalnız bugünün emniyetini sağlamak için bulunmaz. Dünün hafızasını, bugünün mesuliyetini ve yarının emanetini aynı süreklilik düzeni içinde taşımak için kurulur.
"ÇOCUK DEVLET FİKRİNİN CEVHERİDİR"
Çocuk ise bu sürekliliğin en saf, en narin ve en belirleyici varlığıdır. Bir milletin geleceğe dair iddiası en berrak şekilde çocuklarına bakışında görünür. Zira çocuk yalnız korunması gereken bir emanet değil, devlet fikrinin yarına uzanan canlı cevheridir. Çünkü çocuk, ailenin sevinci olduğu kadar milletin devam fikridir. Çocuk, bir okulun öğrencisi olduğu kadar devletin yarınki insan mayasıdır. Korunması gereken bir emanet olduğu kadar toplumun ahlaki seviyesini gösteren en berrak aynadır. Bir milletin çocuklarına bakışı aslında kendi geleceğine bakışıdır. Bir devletin çocukları koruma biçimi ise yalnız bugünkü şefkatini değil, yarına dair tasavvurunu, insan anlayışını ve medeniyet iddiasını da ortaya koyar. Hâkimiyet millet nezdinde egemen kılınırken, çocuklarımızın varlığında ebedî kılınmıştır. İşte bu sebeple 23 Nisan, atiye olan ahdimizdir. Evlatlarımız bu topraklarda sürecek hükümranlığımızın, yazılacak hikâyelerimizin, söylenecek sözlerimizin, yazılacak şiirlerimizin, dilden dile dolanacak türkülerimizin beyannamesidir.
Aile yerine eski Vali teşhis etti: Bu Gülistan değil
Değerli dava arkadaşlarım, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın bizlere yüklediği en ağır vazifelerin başında hiç şüphesiz eğitim gelmektedir. Nitekim Millî Mücadele yıllarında savaş bütün şiddetiyle devam ederken ve hatta Polatlı’dan duyulan top sesleri Ulus’ta yankılanırken, Ankara’da toplanan Birinci Maarif Kongresi, bıçak kemiğe dayanmış, düşman kapıya dayanmış olsa dahi topyekûn kurtuluş iradesinin cephede olduğu gibi eğitimde de tesis edileceğini göstermiştir.